02.10.08
Makale: Hz.Hatice (r.a.)
“Kadınlar Günü”nde; değil yalnız Türkiye’de, değil sadece İslâmda, belki bütün dünyada ilk akla gelen Hz. Muhammed olmalı. O’nun adı anılmalı.
Çünkü Allah’ın bildirmesiyle, O’nun da tatbik etmesi, söylemi ve söyleviyle kadın yücelmiş, lâyık olduğu yere yükselmiştir.
İnsanlara, iki cihan saadeti sunmak için görevlendirilmişti Hz. Peygamber… Fakat bu kutsal yolda yalnız değildi. Yanında yaman bir yoldaş vardı. Yanında umutsuzluğa aman vermez asîl ruhlu bir kadın vardı: Haticetü’l Kübra/Büyük Hatice..
Evet Hz. Muhammed ilâhî, kutsal göreve Büyük Hatice ile beraber çıkmıştı. Dâvâsı büyük, fakat yanındaki manevî yardımcısı da o nisbette büyüktü. Hz. Peygamber’in arkasında, büyük bir kadın vardı. Ve o, O’nun en büyük destekçisi oldu. Hem mânen hem maddeten.. Her yerde her zaman…
Hz. Muhammed’in Hz. Hatice ile evlenmesinde çok hikmetler var. Başta gelenlerden biri de kadına verilen değer.. Kadının İslâmdaki yeri.. Erkeğin yanındaki yiğit eri.. İşte bütün bunları nazara vermesi, Hz. Haticeyle evlenmesinin birkaç meyvesi.
Evlendiklerinde Hz. Hatice kırk, Hz. Muhammed yirmi beş yaşındaydı. Aralarındaki bu yaş farkına rağmen, bu seçimde pek akıllıca hareket etmiş oldu. Hz. Hatice’in yaşlı başlı olması, hayat tecrübesi, dul olması hasebiyle erkek cinsini tanımış olması, tercihe şâyân bulunmuştu.
Çünkü Hz. Muhammed ilerde üstleneceği yüce vazifenin ifasında, umulmadık zorluklarla karşılaşacaktı. İşte o zaman Hz. Muhammed zorluklarla karşılaşacaktı. İşte o zaman Hz. Muhammed tesellî edici değil, tesellîye muhtaç olacaktı. Katlanmaya değil, katlanılmaya ihtiyacı bulunacaktı. Yardım etmeye değil, yardım edilmeye ihtiyaç duyacaktı.
İşte bu yüzden Hz. Hatice, bir an evvel Hz. Muhammed’in yanında yer almak istiyor.. İşte bu sebepten O’nunla evlenmeye can atıyor.. O’nun ilk destekçisi olmak için sabırsızlanıyordu.
Dul olan Hz. Hatice, Hz. Muhammede lâyık olan bütün güzel vasıflara ve üstün meziyetlere sahipti. Kureyş kadınları arasında soy sop, şeref ve zenginlik bakımından en üstün oydu. Üstelik güzeldi.
M. 595 yılında, yani Hz. Muhammed’e Peygamberlik gelmesinden onbeş yıl önce, Hz. Muhammed ile Hz. Hatice evlendiler.
Bu seçişiyle Hz. Muhammed, dul kadınlarla da evlenmekten kaçınmamak gerektiğini, böylece dikkatimize sunmuş oluyor. Aynı zamanda, dul kalmanın, kadının değer ve kıymetini düşürmediğini gözler önüne sermiştir.
Ebu Talib’in evinde birkaç gün kalan evliler, sonra Hz. Hatice’nin evine döndüler. Hz. Muhammed bundan sonra, kendisine Haticetü’l-Kübra/Büyük Hatice dediği eşinin evinde kaldı. 24 yıl boyunca her türlü tesellîyi, anlayış ve desteği, en parlak saadet ve mutluluğu, bu huzur yuvasında buldu.
Bu suretle, gerekirse evliliği, kadının evinde sürdürmekten çekinmemek lâzım geldiğini de bizlere göstermiş oldu.
Bu asîl, bu temiz kadın hayatta olduğu müddetçe bir başkasıyla evlenmedi. Tek kadınla yetindi. Böylece bizlere örnek oldu. Başka mes’ele yokmuş gibi -genelde- kadın üstüne kadın almayı/çok eşliliği çok elzem görenlerin kulakları çınlasın…
Nitekim Hz. Hatice’nin sağlığında, Hz. Peygamber’e çok câzip teklifler yapıldığı halde hiç biri ile evlenmeye yanaşmadı. Hz. Hatice’yle yetindi. Onun üstüne başka bir gül koklamadı. Onu ikinci plâna itmedi. Tek eşli olmasına gölge düşürmedi. Ona verdiği değeri, yaşadığı sürece devam ettirdi.
Bilindiği üzere iklim icabı Arabistan’da küçük yaşta, erken çağlarda evlilik çağı başlar. Hz. Muhammed ise Arabistan şartlarına göre çok geç evlenmiştir. Gençliğinin en coşkun zamanlarını bekâr olarak geçirmiştir. Bunda en büyük faktör/etken, O’nun asla nefsi peşinde koşacak bir insan olmamasıdır.
Nitekim Hz. Hatice, hayatta kaldığı sürece kimseyle evlenmedi. Sevgili eşi öldüğü zaman ise Hz. Muhammed elli yaşına gelmişti.
Binaenaleyh bundan sonraki evliliklerinde nefsin payını aramak boş ve yersiz bir çabadır. Çünkü bu evlilikler siyasîdir. İçtimâi/sosyal istikrarı/düzeni sağlamak içindir. Toplumsal amaç güden zarurî evliliklerdir.
Hz. Hatice ile evlendikten sonra biraz genişliğe kavuşup rahat etti ise de, eski sade yaşayışını asla terketmedi. İsraf, gösteriş ve lüksten uzak durdu. Dünya malına kalbinde asla yer vermedi. Dünyayı, kesben yani çalışmamak şeklinde değil, kalben terketti. Yeni servetinden ise ancak hayır yaparken faydalandı.
Hz. Hatice’nin ticarî faaliyetlerine hiç karışmadı. Servetine el koymadı. Hz. Hatice’yi eş olarak gördü; aşçı olarak değil. Hayat arkadaşı olarak gördü; hizmetçi olarak değil. Evin iç direği olarak gördü; sığıntı ve eksik etek olarak değil.
*
Etti Hatice’yi baş tacı.
Ona tattırmadı hiç acı.
Oldu ona Hatice hep baş danışman.
Kırmadı onu Peygamber hiçbir zaman.
İşte, İslâmın kadına verdiği değer:
Ey insan, bu sese sırt çevirme, kulak ver.
MUHSİN BOZKURT
Emekli Öğretim Görevlisi