Şubat 10, 2008

Makale: Hz.Hatice (r.a.)

Posted in Hatice, Hazreti Hatice, Hz. Hatice, Hz. Hatice (r.a.), Hz.Hatice at 2:47 pm tarafından Alperen Türkü

“Kadınlar Günü”nde; değil yalnız Türkiye’de, değil sadece İslâmda, belki bütün dünyada ilk akla gelen Hz. Muhammed olmalı. O’nun adı anılmalı.

Çünkü Allah’ın bildirmesiyle, O’nun da tatbik etmesi, söylemi ve söyleviyle kadın yücelmiş, lâyık olduğu yere yükselmiştir.

İnsanlara, iki cihan saadeti sunmak için görevlendirilmişti Hz. Peygamber… Fakat bu kutsal yolda yalnız değildi. Yanında yaman bir yoldaş vardı. Yanında umutsuzluğa aman vermez asîl ruhlu bir kadın vardı: Haticetü’l Kübra/Büyük Hatice..

Evet Hz. Muhammed ilâhî, kutsal göreve Büyük Hatice ile beraber çıkmıştı. Dâvâsı büyük, fakat yanındaki manevî yardımcısı da o nisbette büyüktü. Hz. Peygamber’in arkasında, büyük bir kadın vardı. Ve o, O’nun en büyük destekçisi oldu. Hem mânen hem maddeten.. Her yerde her zaman…

Hz. Muhammed’in Hz. Hatice ile evlenmesinde çok hikmetler var. Başta gelenlerden biri de kadına verilen değer.. Kadının İslâmdaki yeri.. Erkeğin yanındaki yiğit eri.. İşte bütün bunları nazara vermesi, Hz. Haticeyle evlenmesinin birkaç meyvesi.

Evlendiklerinde Hz. Hatice kırk, Hz. Muhammed yirmi beş yaşındaydı. Aralarındaki bu yaş farkına rağmen, bu seçimde pek akıllıca hareket etmiş oldu. Hz. Hatice’in yaşlı başlı olması, hayat tecrübesi, dul olması hasebiyle erkek cinsini tanımış olması, tercihe şâyân bulunmuştu.

Çünkü Hz. Muhammed ilerde üstleneceği yüce vazifenin ifasında, umulmadık zorluklarla karşılaşacaktı. İşte o zaman Hz. Muhammed zorluklarla karşılaşacaktı. İşte o zaman Hz. Muhammed tesellî edici değil, tesellîye muhtaç olacaktı. Katlanmaya değil, katlanılmaya ihtiyacı bulunacaktı. Yardım etmeye değil, yardım edilmeye ihtiyaç duyacaktı.

İşte bu yüzden Hz. Hatice, bir an evvel Hz. Muhammed’in yanında yer almak istiyor.. İşte bu sebepten O’nunla evlenmeye can atıyor.. O’nun ilk destekçisi olmak için sabırsızlanıyordu.

Dul olan Hz. Hatice, Hz. Muhammede lâyık olan bütün güzel vasıflara ve üstün meziyetlere sahipti. Kureyş kadınları arasında soy sop, şeref ve zenginlik bakımından en üstün oydu. Üstelik güzeldi.

M. 595 yılında, yani Hz. Muhammed’e Peygamberlik gelmesinden onbeş yıl önce, Hz. Muhammed ile Hz. Hatice evlendiler.

Bu seçişiyle Hz. Muhammed, dul kadınlarla da evlenmekten kaçınmamak gerektiğini, böylece dikkatimize sunmuş oluyor. Aynı zamanda, dul kalmanın, kadının değer ve kıymetini düşürmediğini gözler önüne sermiştir.

Ebu Talib’in evinde birkaç gün kalan evliler, sonra Hz. Hatice’nin evine döndüler. Hz. Muhammed bundan sonra, kendisine Haticetü’l-Kübra/Büyük Hatice dediği eşinin evinde kaldı. 24 yıl boyunca her türlü tesellîyi, anlayış ve desteği, en parlak saadet ve mutluluğu, bu huzur yuvasında buldu.

Bu suretle, gerekirse evliliği, kadının evinde sürdürmekten çekinmemek lâzım geldiğini de bizlere göstermiş oldu.

Bu asîl, bu temiz kadın hayatta olduğu müddetçe bir başkasıyla evlenmedi. Tek kadınla yetindi. Böylece bizlere örnek oldu. Başka mes’ele yokmuş gibi -genelde- kadın üstüne kadın almayı/çok eşliliği çok elzem görenlerin kulakları çınlasın…

Nitekim Hz. Hatice’nin sağlığında, Hz. Peygamber’e çok câzip teklifler yapıldığı halde hiç biri ile evlenmeye yanaşmadı. Hz. Hatice’yle yetindi. Onun üstüne başka bir gül koklamadı. Onu ikinci plâna itmedi. Tek eşli olmasına gölge düşürmedi. Ona verdiği değeri, yaşadığı sürece devam ettirdi.

Bilindiği üzere iklim icabı Arabistan’da küçük yaşta, erken çağlarda evlilik çağı başlar. Hz. Muhammed ise Arabistan şartlarına göre çok geç evlenmiştir. Gençliğinin en coşkun zamanlarını bekâr olarak geçirmiştir. Bunda en büyük faktör/etken, O’nun asla nefsi peşinde koşacak bir insan olmamasıdır.

Nitekim Hz. Hatice, hayatta kaldığı sürece kimseyle evlenmedi. Sevgili eşi öldüğü zaman ise Hz. Muhammed elli yaşına gelmişti.

Binaenaleyh bundan sonraki evliliklerinde nefsin payını aramak boş ve yersiz bir çabadır. Çünkü bu evlilikler siyasîdir. İçtimâi/sosyal istikrarı/düzeni sağlamak içindir. Toplumsal amaç güden zarurî evliliklerdir.

Hz. Hatice ile evlendikten sonra biraz genişliğe kavuşup rahat etti ise de, eski sade yaşayışını asla terketmedi. İsraf, gösteriş ve lüksten uzak durdu. Dünya malına kalbinde asla yer vermedi. Dünyayı, kesben yani çalışmamak şeklinde değil, kalben terketti. Yeni servetinden ise ancak hayır yaparken faydalandı.

Hz. Hatice’nin ticarî faaliyetlerine hiç karışmadı. Servetine el koymadı. Hz. Hatice’yi eş olarak gördü; aşçı olarak değil. Hayat arkadaşı olarak gördü; hizmetçi olarak değil. Evin iç direği olarak gördü; sığıntı ve eksik etek olarak değil.

*

Etti Hatice’yi baş tacı.

Ona tattırmadı hiç acı.

Oldu ona Hatice hep baş danışman.

Kırmadı onu Peygamber hiçbir zaman.

İşte, İslâmın kadına verdiği değer:

Ey insan, bu sese sırt çevirme, kulak ver.

MUHSİN BOZKURT

Emekli Öğretim Görevlisi

Şubat 9, 2008

Hz.Hatice (r.a.üma) Annemizi Değerli Yapan Neydi?

Posted in Hatice, Hazreti Hatice, Hz. Hatice, Hz. Hatice (r.a.), Hz.Hatice at 6:05 pm tarafından Alperen Türkü

Eline aldığı kuru bir hurma dalına dayanarak Resûlüllah’ın kapısına kadar gelmiş olan yaşlı bir kadın, içeri girmek arzusunu izhar etmesi üzerine;
– Yâ Resûlâllah, kim olduğunu bilmediğimiz bir ihtiyare kadın, zâtınızı görmek istiyor,” dediler.
Resûl-i Ekrem Hazretleri:
– Müsaade edin, gelsin,” buyurdular.
İhtiyarlıktan âdeta rükû eder halde duran kadın, hurma dalından edindiği asâsına dayana dayana Resûlüllah’ın kapısından içeri girdi, bir-iki adım ilerledikten sonra, kendisini tanıyan Resûlüllah hemen ayağa kalktılar; altlarındaki içi hurma lifi dolu minderlerini göstererek oturmasını istediler.
Resûlüllah’ın bu kadına gösterdiği hürmet ve alâka, orada hazır bulunan Hazret-i Ömer’in dikkatini çekti; hattâ kim olduğunu merak ettiği bu ihtiyareye gösterilen bu ikramı, biraz da fazla gibi bulduğu içindir ki, ihtiyare kalkıp gittikten sonra: – Yâ Resûlâllah, bu kadın kimdi ki, kendisine ayağa kalkacak kadar hürmet ettiniz, minderinizi verecek kadar alâka gösteriniz?” dedi.
Resûlüllah’ın cevabı tek cümleden ibaretti:
– Bu kadın, bizim Hatîce’nin dostlarındandı!”
Burada aklımıza şöyle bir sual geliyor:
– Resûlüllah Hazretleri, senelerce evvel vefat etmiş olan Hatice Validemize, neden bu kadar alâkâ duyuyordu ki, O’nun dostlarına bile ayağa kalkıyor, minderlerini vermek kadirşinâslığında bulunuyorlardı? Hatîce Validemizin kendisini bu derece sevdiren hususiyeti ne idi?
Bu sualin cevabını da, Hazret-i Âişe Validemizin hazır bulunduğu bir mecliste cereyan eden şu hatırada bulmak mümkündür. Fahr-i Kâinat Efendimiz, bir aile sohbetinde, Hazret-i Hatîce Validemizi uzun uzun yâdetmiş; bazı hatıraları yeniden anlatarak, geçmiş günlerini dile getirmişti.
Hazret-i Âişe Validemiz:
– Yâ Resûlâllah, senelerce evvel ölüp gitmiş olan bir yaşlı kadını, bu kadar hatırlayıp yâdetmekte ne fayda var? Allahü Zülcelâl, size, O’ndan daha genç ve güzelini ihsan etmiş; ağzında dişi bile kalmamış bir ihtiyare yerine daha gencini vermiştir,” dedi. Âişe Validemizin bu sözlerine karşı Resûlüllah Hazretleri’nin, Hz. Hatîce Validemizi niçin unutmadığını bildiren şu cevaplarını, dikkat ve ibretle okumaktayız:
– Yâ Âişe! Seneler geçtiği halde Hatîce’yi unutmayışım, O’nun dış güzelliğinden değildir.
Herkes beni red ve inkâr ettiği zaman, Hatîce bana inandı ve tasdik etti.
Etrafımdakiler bana, yalancısın, dediği zaman; Hatîce bana, doğru söylüyorsun, asla çekinme, dedi.
İnsanlar benden bir pulu esirgediği zaman, Hatîce, bütün servetini önüme sürerek bunların hepsi emrindedir, istediğin kadar harcayabilirsin, dedi.
Dünyada yalnız kaldığım günlerde, Hatîce, benden asla geri kalmadı; bunların hepsi geçicidir, üzülme, ileride bu güçlükleri kolaylıklar takip edecektir, dedi.
İşte ben, Hatîce’yi, bu fedakârlıkları için unutmuyorum!”
Hz. Hatîce’yi seneler geçtiği halde unutturmayan meziyetleri, Resûlüllah nezdinde, kadın arkadaşına oturduğu minderini verdirecek kadar kazanmış olduğu itibar ve kıymeti; hanımların dikkatlerini çekmelidir.
Mü’mine hanımlar, İslâm dâvası uğrunda fedakârca çalışan kocalarına engel olmamalı. Hatîce annemiz gibi, bütün kuvvet ve imkânlarıyla dâva uğrunda çalışan beylerini takviye ile yardımcı olmalıdırlar…
Kaynak: Yeni aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları

İlk İmân Eden Hz. Hatice (R.A.)

Posted in Hatice, Hazreti Hatice, Hz. Hatice, Hz. Hatice (r.a.), Hz.Hatice at 5:56 pm tarafından Alperen Türkü

İlk İmân Eden Hz. Hatice (R.A.) Izüddîn Ebu’l Hasen B. Eı-Esîr Derki:

-Müslüman âlimlerin icmaıyla sabittirki, “Allanın yarattığı kulların ilk önce müsluman olanı Hatice (r.a.) dır. Bu konuda onu geçen ne erkek nede kadın olmuştur.”[1]

Bu konuda Zührî, Katâde, Musa b. Ukbe, İbni İshak, Vâkidî, Sa-îd b Yahya el-Emevî ve diğer İslam tarihçileri: “Allah’a ve Rasülüne ilk iman edenler, Hatice, Ebû Bekr ve Ali dir” derler.[2]

Hassan b. Sabit ile bir gurup âlimde “ilk iman eden Ebû Bekir (r.a.) tır” derler.[3]

Bir çok âlimde “Aksine ilk iman eden Alidir” görüşündeler.[4]

İbni Abbas (r.a.)’tan: Bu ikisinde iki ayrı görüş vardır. Ama Sahih olan görüşe göre Ali (r.a.) 10 yaşındayken yada buna yakın bir çağdayken islam’a girdi, şeklinde nakledilir.[5]

O zaman Hz. Ali’nin “sekiz yaşında”, “dokuz yaşında”, “on iki yaşında” hatta “on beş yaşında” olduğu görüşleri varsada bunlar şaz görüşlerdir. Çünkü bizzat oğlu Muhammed, Ebû Ca’fer el-Bâkır, Ebû İshak es-Sübey’î ve diğerleri: “Ali (r.a.) altmış üç yaşında öldü” de­mektedirierki[6] bu da onun on yaşında müslüman olmasını gerektirir.

Hattâ SÜfyan b. Uyeyne Ca’feri Sadık aracılığıyla Caferin babasının, “Ali (r.a.) elli sekiz yaşında öldürüldü” dediğini nakleder.[7]

İbni İshak ise “Allah’a ilk îman eden kul AH (r.a.) tır. O vakit on yaşlanndaydı. Sonra Nebi (s.a.v.)in kölesi Zeyd, sonrada Ebû Bekir iman etti” demektedir.[8]

Zührî anlatıyor: Allah’a ilk iman eden kimse Hz. Hatice idi. Ra-sülü Ekrem Rabbinin Peygamberliğini almış evine dönmüştü. Yolda uğradığı ağaç ve kaya ne varsa kendini selamlıyordu. Haticenin yanına girince ona:

“Sana daha ‘önce rüyamda görüp anlattığım şeyi anlatsam ne dersin. Çünkü Cebrail onu bana açıkça bildirdi. Onu Rabbim bana gönderdi.” diye gördüğü Vahiy hadisesini anlattı. Bunun üzerine Hatice:

“Müjdelesene! Vallahi Allah sana ancak hayır yaptırır. Allah’tan sana geleni kabul et. Çünkü O haktır,” deyip sonrada Utbe b. Ra-bia’nın kölesi olan Udâs’a gitti. Udâs Ninova halkından olan hiri-stiyan biriydi. Hatice (r.a.) O’na, “Bana gerçeği haber vermen için sana Allah’ı hatırlatırım Cebrâilin kim olduğuna dair bir bilgin var-mı?” deyince, Udâs “Kuddûs Kuddûs” dedi. Hatice de “Onun hakkında bildiklerini bana anlat” dedi. Udasta: “0,oAllah ile Peygamberler arasında elçi olan Emînullahtır. Mûsâ ve İsâ (a.s.)’ların sahibidir.” dedi. Hz. Hatice de onun yanından Varaka’nın yanına gitti…………[9]

Zühri hadisin gerisini Önceki gibi anlatmıştır.[10]

Bu hadiseyi İbni Lehî’a da Ebu’l Esved aracılığıyla Urve b. Zü-beyr’den nakledip şu ilaveyi yapmıştır: “Cebrail bir pınar açıp oradan abdest aldı. Muhammed (s.a.v.) ona bakıyordu. Cebrail yüzünü ve dirseklerine kadar ellerini yıkadı. Başını mesnetti, topuklara kadar ayaklarımda yıkayıp sonra fercine su serpip Beytullah’a doğru iki se-cede (iki rekat namaz) yaptı. Nebi (s.a.v.) de Cebrail’den gördüğü şeylerin aynısını tekrar etti”.[11]

[1] İbnü’l Esir Üsdü’I Ğabe 5/434 ve El Kâmil Fit Tarih 2/57

[2] Tafsilat için bak İbni İshak Essire vel Meğazî 1/J39; İbni Hişam 1/277; Taberî 2/309; Beyhakî Deiâil 2/160-Î6Î; Tabakat-ı İbni Sa’d 8/17.

[3] Nihayetü’I İreb 16/180.

[4] Beyhakî (İbni İshak’tan naklen) Delâiî 2/165

[5] İbni İshak 137; İbni Hişam 1/284; İbni AbdCl Ber. El-İstiâb 3/27.

[6] Taberâni 1/96; Müstedrek 3/145; İbni Sa’d 3/38; Hatib Tarih 1/135; İbni Abdi’I Ber el-tstiâb 3/37.

[7] Geniş izah için bak: Taberî Tarih 2/309-310; Uyunul Eser 1/92; Taberânî Mu’cemü’l Kebîr 1/96 h. No. 165; Hâkim 3/144.

[8] İbni Hişâm 1/284; Beyhakî Delâil 2/165.

[9] Beyhakî Delâil 2/143; Uyunü’l Eser 1/86.

[10] Kıssanın gerisi daha önce geçen Varaka ve Amr h Nüfeyl’in hadisesidir.

[11] Urve Megazi S. 103; Beyhakî Delâil 2/145; Ravdu’l Unf 1/285; İbni Hişâm î/83; İbni Ebî Âsim, El-Evâil sayfa 36-37; Taberî Tarih 1/535-536.

İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam, Cantaş Yayınları: 1/193-195

Kaynak: http://itarihulislam.wordpress.com/2006/10/11/ilk-iman-eden-hz-hatice-ra-izuddin-ebul-hasen-b-ei-esir-derki/#more-28

Hz. Hatice’nin Ölümü

Posted in Hatice, Hazreti Hatice, Hz. Hatice, Hz. Hatice (r.a.), Hz.Hatice at 5:50 pm tarafından Alperen Türkü

Hz. Hatice İslam davasında Efendimiz (s.a.v.)’in sadık bir vezire-siydi. Efendimiz teselliyi onda bulur (derdini ona açardı). [36]
Vakîdi de müslümanların Şı’b daki boykot muhasarasından Medine’ye hicretten üç yıl önce çıktıklarını ve ikisininde bu yıl içinde öldüklerini, Hz. Hatice’nin Ebû Tâlib’den otuz beş gün önce öldüğünü bahseder. [37]
Ebû Abdillah Hâkim ise Müstedrekinde Hz. Hatice’nin Ebû Talib’ den üç gün sonra vefat ettiğini söyler. [38] Başka alimlerden de bu görüşe katılanlar olmuştur. [39]

Hz. Hatice (r.a.) Beni Esed kabilesind en olup Huveylid b. Esed b. Abdil Uzzâ b. Kusayy’ın kızıdır. [40]
Zübeyr b. Bekkâr anlatıyor: Hz Hatice Cahiliye döneminde “Ta-hira” adıyla anılırdı. Annesi Beni Âmir kabilesind en Zaide b. El Esam kızı Fatıma bn. Zaide dir. Daha önce Hz. Hatice Temim kabilesind en Ebu Hâle b. Zürâra’nın nikahında idi. Bu Ebû Hâle’nin asıl adı çelişkilidir. Ebû Hâle’nin ölümenden sonra Hatice (r.a.) Atîk b. Aziz b. Abdillah b. Ömer b. Mahzumla evlenmiş. Ondan sonrada Nebi (s.a.v.) ile evlenmiştir. [41]
İbni İshak ise bu konuda “aksine Ebû Hâle Haticeyle Atik’ten sonra evlenmiştir. İslam’da Efendimizi n en doğru yardımcısı oldu.” der. [42]
Hz.Aişe (r.a.) “Hatice (r.a.) Namaz farz kılınmadan önce vefat etmişti” der. [43] Hz. Hatice’nin Ramazan ayında vefat edip (Mekke deki Cennetu’t Muallanın arka tarafı) El-Hucûna defnedildi ği öne sürülür. Bir görüşe göre 65 yıl yaşamıştır. [44]
Zübeyr “Nebi (s.a.v.) Hatiyceyle evlendiğinde Hatice 40 yaşındaydı Efendimizl e 24 yıl beraberlik leri oldu” der. [45]
Mervan b. Muâviye el Fezzârî, Vâil b. Dâvûd, Abdullah el Behiy isnadıyala Hz. Aişe’nin şöyle dediğini adatır: “Rasülü Ekrem (s.a.v.) Hatice’yi hatırlayınca sanki onu övmekten hiç usanmaz hep ona mağfiret dilerdi. Bir gün onu anlatınca kıskançlığım tuttu. ‘Allah sana yaşlı birinin yerine gencini verdi” dedim. Bunun üzerine Rasülul-lah’ın (s.a.v.) öyle öfkelendiğini gördümki kendi kendime “Aİlahım! Eğer Rasülüyün öfkesini benden alırsan bir daha kötüleyici bir sözle Hatice’yi ağzıma almam” dedim. Benim halimi gören Rasülullah:
“Sen bu sözü nasıl olduda söyledin. Vallahi insanlar beni inkâr ederken o bana iman etti. İnsanlar benden kaçarken beni o sığındırdı. İnsanlar beni yalanlarke n o tasdik etti. Siz benden çocuğa hamile kalmaktan mahrum bırakılmışken ben Hatice’den çocukla rizıklandı-nldım.” buyurdu. Böylece Rasülullah (s.a.v.) ayrılıp bir ay yanıma gelmedi. [46]
Hişam b. Urve de babası aracılığıyla Hz. Âişe’nin şöyle dediğini anlatır: “Rasülullahın onu çok hatırlaması sebebiyle hiç bir kadını Hatice’yi kıskandığım gibi kıskanmadım. Efendimiz benimle Hatice’ nin vefatından üç yıl sonra evlenmişti. Rabbi (c.c) Efendinmiz e (s.a.v.) Hatice’yi Cennet’te inciden yapılmış ayıbı ve İçerde gürültü
patırtısı olmayan bir ev ile müjdelemesini emretti.” Bu Buhârî ve Müslim’in ittifakla naklettikl eri bir hadistir. [47]
ZUhrî de, “Hz. Hatice namaz farz kılınmadan önce ölmüştü” demektedir . [48]
İbnll Fudayl, Umara aracılığıyla Ebû Zur’â’nın şöyle dediğini nakleder: Ebû Hüreyre’yi (r.a.) şöyle derken işittim: Cebrail Nebi (s. a.v.)’e geldi ve:
-Şu Halicedir. Sana beraberind e içinde yemek ve katık (yada su) bulunan bir kabla geliyor. Sana gelince ona Rabbin’den ve benden selam söyle ve Onu cennette içi boş inciden yapılmış binasında kusuru içinde gürültüsü olmayan bir evle müjdele, dedi.
Bu Şeyhayn’in ittifakla rivayet ettikleri bir hadistir. [49]
Abdullah b. Ca’fer anlatıyor: Hz Ali (r.a.)’ı şöyle derken işittim.: Ben Nebi (s.a.v.):
“(Kendi devrinde yada âhirettekiler içinde) En hayırlı kadın İmran kızı Mer-yemdir. (DUnyadakil erin içinde) En hayırlı kadın Huveylid kızı Hatice dir.” derken duymuştum. [50] Bunu Müslim nakleder. [51]

[36] İbni Hişam 2/166 Parantez arası. İbni Hişam daki metindir. Beyhakî Delâil 2/352.
[37] Beyhakî Delâil 2/353.
[38] Hakim Müstedrek 3/18Z
[39] İbni Sa’d 8/18; İbni Hİşam 2/166; Ensâbül Eşraf 1/406.
[40] İbni Sa’d 8/14; İbni Hişâm 2/166.
[41] İbni Sa’d 8/14; Ensâbul Eşraf 1/406.
[42] İbni İshak Sire 245.
[43] İbni Sa’d 8/18; Beyhakî Deİâil 2/352.
[44] İbni Sa’d 1/18; Nihayetü’l !reb 16/279; Ensabü’l Eşraf 1/406; Hakim 3/185.
[45] Üsdül Ğabe 5/435 tbni Sa’d 8/17 de bunu Mûsâ b. Ukbe aracılığıyla Zübe-yrin kölesi Ebû Habİbe’den nakleder.
[46] İbni Asâkir T. Tarihi Dımışk 1/303 Mecmaiizze vâid 9/224 Taberânî’den naklen İbni Hacer El İsabe 7/62 (No 333) de bunu Devâlibiden nakleder İmam Ahmed’de Müsnedinin 6/117-118 ci sayfalarında aynı haberi mücâ-İid-Şa’bi Meşrük isnadıyla Hz. Aişe’den nakleder. Mücalid zayıf bir ravi isede diğerleri sika kimselerdi r. Mervan b. Muaviyenin metindeki hadisi Allah bilir hasen derecelidi r. Zira Mervan Sikadır. Vâil b. Davudu İmam Ahmet üstüne basabasa “Sikadır Sikadır” diye överek Abdullah el Behiyy (r.a.) sahabeden olup Mus’ab b. Züheyr (r.a.)ın kölesidir. Öbür haber ile bir araya geiince hadis sahih olur. Zaten Buharı menakıbta 3821 nolu hadisinde Hişam babası Urve isnadıyla Hz. Aİşe’nin:
Huveylid kızı Hâle ki Hatice’nin bacısıydı. Rasülulahın yanına girmek için izin istemişti. Rasüluilah onun sesini Hz. Haticenin sesine benzediği için tanıyıp “Allahım! bu gelen Hâle!” Üye yüzünde bir değişme oldu. Bunun üzerine kıskançlığım tutup: “Kureyşin şu yanal yanaklı koca karısını hala ne hatırlayıp duruyorsun bilmem. Halbuki öleli yıllar oldu” Allah sana onun yerine daha iyisini verdi” dedim, diye anlattığını nakleder.
[47] Buharı Menakıb-ın Nebiy 63/20 h. no: 3817; Müslim 2435; Taberani Sağir 1/15; t Ahnıed MÜsned 6/58 202 ve Fezailüs Sahabe H. no: 1589; Tirmizî 3978-3979; Hakim 3/186.
[48] Beyhakî Delâil 2/352; Hakim 3/184.
[49] Buharî Menâkıb 63/20; Müslim 2432; İbni Ebî Şeybe 12/133; Beyhakî Delâil 2/351; tbni Ebî Şeybi 12/133; Müsned 2/231; Hakim 3/185; Ahmed FazaÜüs Sahabe 1588.
[50] Müslim 2430; t Ebî Şeybe 12/134; Hakim 3/184, 2/497; Müsned 1/116 ve Fazailüs Sahabe 1590 Beyhakî & Kübra 6/367/9 Taberi 3/180 Tirmizî 3877.
[51] İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam, Cantaş Yayınları: 1/342-345

Kaynak: http://itarihulislam.wordpress.com/2006/11/12/hz-haticenin-olumu/

Peygamberimizin(a.s.)in Hz.Hatice İle Evlenmesi

Posted in Hatice, Hazreti Hatice, Hz. Hatice, Hz. Hatice (r.a.), Hz.Hatice at 4:50 pm tarafından Alperen Türkü

Hz. Hatice´nin Kimliği, Üstün Kişiliği ve Peygamberimiz (a.s.)la Evlenmek İsteyişi

Hz. Hatice; Cahiliye devrinde Tahine diye anılırdı.

İki kere evlenmiş ve dul kalmıştı.[1]

Nefise binti Münye (Ümeyye) der ki:

“Hatice binti Huveylid, b. Esed, b. Abduluzza, b. Kusayy; işini bilir ve sıkı tutar, sağlam karakterli ve şerefli bir kadındı.

Yüce Allah; onu, bu m eziyeti eriyle birlikte, daha da şereflendirmeyi ve hayra erdirmeyi diledi.

Hatice, o zaman, Kureyş kadınlarının soy sopça en seçkin ve üstünü, şerefçe en büyüğü, mal bakımından da en zengini idi.

Bunun için, kavminin her erkeği, elinden gelse, onunla evlenmeye can atar, onunla evlenebilmek için servetini saçardı.

Muhammed ((a.s.)) Hatice´nin Şam ticaretinden döndükten sonra, Hatice kendisiyle evlenmek isteyip istemeyeceğini anlamak maksadıyla yoklama yapmak üzere, beni Muhammed ((a.s.))´e gönderdi.

Ona:

´Ey Muhammedi Seni evlenmekten alıkoyan nedir?´ diye sordum.

´Elimde param yok! Ben nasıl evlenebilirim?´ dedi.

´Eğer sana evlenme masrafı sağlansa da, sen cemale, mala, şerefe, denkliğe davet olunsan, icabet etmez misin?´ diye sordum.

´Kim bu kadın?´ dedi.

´Hatice´dir!´ dedim.

´Bu, sence, benim için nasıl olabilir?1 dedi.

´Orası, bana düşen bir vazifedir1 dedim.

´O halde, ben de senin dediğini yaparım!´ dedi.

Hemen gidip durumu Hatice´ye bildirdim.”[2]

Hz. Hatice, Nefise Hatun aracılığıyla yaptığı yoklama sonucunda Peygamberimiz (a.s.) m kendisiyle evlenmeye razı olacağını anlayınca3]

“Ey amcamın oğlu! Akrabam olduğun kavminin arasında şerefli, emniyetli, güzel huylu ve doğru sözlü olduğun için seninle evlenmeyi arzu etmiş bulunuyorum.[4] Amcam Amr b. Esed´e gidip beni iste![5] Sen de, şu saatte gel!” diyerek Peygamberimiz (a.s.)a; nikâhını kıyması için de amcası Amr b. Esed, b. Abduluzza, b. Kusayy´a haber gönderdi.[6]

Peygamberimiz (a.s.), Hz. Hatice´nin evlenme teklifini amcalarına duyurdu.[7]

Ebu Talib, durumu iyice öğrenmek üzere, Peygamberimiz (a.s.)ı yanına alıp Hz. Hatice´nin evine vardı.

Hz. Hatice, Ebu Talib´e:

“Ey Ebu Talib! Amcamın yanına var da, kardeşinin oğlu Muhammed b. Abdullah´la benim nikâhımı kıysın” dedi.

Ebu Talib, o zaman Mudar´ların başkanları olan Hâşim oğullarından on kişilik bir toplulukla, Hz. Hatice´nin amcasının yanına vardı .[8]

Gidenler arasında Peygamberimiz (a.s.)la bütün amcaları bulunuyordu.[9]

Hz. Hatice´nin amcası Amr b. Esed, o zaman çok yaşlı idi.[10] Esed´in, hayatta olan, ondan başka oğlu kalmamıştı.[11]

Dünürlük ve Nikâh Töreni

Dünürlük ve nikâh töreninde Hz. Hatice´nin amcası Amr b. Esed ile Peygamberimiz (a.s.) ve amcaları hazır bulundular.[12]

Amr b. Esed; sakalını sarı yağla yağlayıp taramış, üzerine de Bürd-ü Yemanî diye anılan Yemen işi alacalı kumaştan ağır bir elbise giymişti.[13]

Hz. Hatice´nin koyun etinden yaptırdığı yemekler yenildikten sonra, Hz. Hatice Peygamberimiz (a.s.)a:

“Amcan Ebu Talib´e söyle de, şu mecliste beni sana, amcamdan istesin!” dedi.[14]

Ebu Talib hemen ayağa kalkıp şöyle konuştu:

“Hamd olsun Allah´a ki, bizi, İbrahim´in zürriyetinden, İsmail´in neslinden,[15] Maad´in mâdeninden ve Mudar´ın aslından yarattı.

Bize; hac ve ziyaret edilecek bir beyt (Mabed), içinde emniyet ve huzura kavuşulacak bir Harem ihsan etti.

Bizi; Beyt´inin bakıcısı ve Harem´inin yöneticisi kıldı.[16]

Bizi; böylece, halkın hâkimi ve başkanı yaptı.[17]

İçinde bulunduğumuz beldemizi, bize bereketli kıldı.[18]

İmdi, kardeşimin oğlu Muhammed b. Abdullah´la Kureyşten kim tartılsa.[19] muhakkak, bu, soy sopça, akıl ve faziletçe[20] ona üstün tutulur;[21] kendisiyle kim ölçülse, bu, ondan büyük gelir.[22]

Malı az olsa da, mal dediğin nedir ki? Tez geçici bir gölgedir; alınır verilir iğreti birşeydir![23]

Muhammed´in, Abdulmuttalib ve Hâşim gibi şanlı ataların torunu olduğunu bilirsiniz.[24]

Kendisi, şimdi, kızınız[25] Hatice binti Huveylid´le evlenmeyi arzu etmektedir.[26]

Aynı şekilde,[27] Hatice de, onunla evlenmeyi istemektedir.[28]

Hatice´ye, kendi malımdan, mehir olarak ne vermemi istersiniz?[29]

Vallahi, bundan sonra, onun (yeğenimin) haberi büyük, hal ve şanı ulu olacaktır!” dedi.[30]

Ebu Talib konuşmasını tamamlayınca, Hz. Hatice´nin amcasının oğlu Varaka b. Nevfel kalkıp şöyle konuştu:

“Allah´a hamd olsun ki, bizi de, anlattığın gibi yarattı.

Saydığın fazl ve şereflerle de, mümtaz kıldı.

Biz de, Arapların ulu kişisi ve başkanıyız.

Siz de, böylesiniz.

Ne Araplar sizin faziletinizi inkâr, ne de insanlardan hiçbiri sizin iftihar ettiğiniz şeyleri, şerefinizi red eder.

Biz de, sizinle hısımlık kurmayı ve şereflenmeyi arzu ediyoruz.

Ey Kureyş cemaatı! Şahit olunuz ki; ben, Hatice binti Huveylid´i, dörtyüz dinar mehirle Muhammed b. Abdullah´a nikahladım!” dedi, sustu.

Ebu Talib:

“Ben, Hatice´nin amcasının da konuşmasını istiyorum!” dedi.

Bunun üzerine, Amr b. Esed:

“Ey Kureyş cemaatı! Siz şahit olunuz ki; ben de, Hatice binti Huveylid´i, Muhammed b. Abdullah´a nikahladım!” dedi.

Hazır bulunan Kureyş uluları, buna şahit oldular.[31]

Hz. Hatice´ye mehir olarak 12 ukıyye[32] ve 1 neş altın verildiği,[33] 20 genç ve yiğit deve verilmesinin taahhüt edildiği de rivayet edilir.[34]

Sanıldığına göre; develer, Peygamberimiz (a.s.) tarafından mehre ilave edilmiştir.[35]

Bir ukıyye 40 dirhemdir;[36] bir neş de, yarım ukıyye, yani 20 dirhemdir.[37]

Peygamberimiz (a.s.)ın zevcelerinden çoğunun mehri, onikişer ukıyye birer neş idi.[38]

Düğün Şenliği ve Velime Cemiyeti

Hz. Hatice; cariyelerine defler çaldırdı, oyunlar oynattı. Peygamberimiz (a.s.), evden dışarı çıkacağı sırada, Hz. Hatice:

“Ey Muhammedi Nereye gidiyorsun? Amcan Ebu Talib´e uğra da, senin develerinden bir veya iki deve kessin ve halka yemek yedirsin!” dedi. Peygamberimiz (a.s.), öyle yaptı.

Bu ziyafet, Peygamberimiz Aleyhiselamın verdiği ilk velime ziyafeti idi.

Peygamberimiz (a.s.) Hz. Hatice ile evlendiği zaman, Ebu Talib son derecede sevindi ve: “Allah´a hamd olsun ki, bizden bütün sıkıntıları ve üzüntüleri giderdi” dedi.[39]

Evlenme Tarihi ve Eşlerin Yaşları

Evlenme tarihi; Peygamberimiz (a.s.)ın Busra dönüşünden 2 ay 24-25 gün sonra olup,[40] o zaman Peygamberimiz (a.s.) 25 yaşında,[41] Hz. Hatice ise 40 yaşında idi.[42]

Kutlu Evlenmenin Yapıldığı Ev

Peygamberimiz (a.s.)ın gerdeğe girdiği ev Hz. Hatice´nin evi olup, Safa ile Metve´nin arasındaki Attarlar Çarşısının arkasında,[43] Adiyy b. Hamraü´s-Sakafî´nin evinin arkasında idi.

Eve girilince, kapının sol tarafında[44] bir arşın bir karış çapında birtaş vardı.

Hz. Hatice ve kızları, daima bu evde oturmuşlar, Hz. Hatice bütün çocuklarını bu evde dünyaya getirmiş, kendisi de bu evde vefat etmişti.

Peygamberimiz (a.s.), Medine´ye hicret edinceye kadar da, buradan ayrılmamıştı.

Medine´ye hicret ettiği zaman, bu evi, amcası Ebu Talib´in oğlu Akîl zaptetti.

Muaviye b. Ebu Süfyan, halifeliği sırasında bu mübarek evi ondan satın alıp içinde namaz kılınır mescid haline koydurmuştur.[45]

Zeyd b. Hârise´nin Köle Olarak Satın Alınıp Azad ve Evlad Edinilişi

Zeyd b. Harise; sekiz yaşında bir çocukken, Beni Kayn atlıları tarafından yapılan baskında yakalanıp Ukâz panayırında satılırken, onu Hakîm b. Hizam halası Hz. Hatice için dörtyüz dirheme satın almıştı.

Peygamberimiz (a.s.), onu görünce:

“Bu köle benim olsaydı, muhakkak, onu hemen azad ederdim!” demişti. Hz. Hatice:

“Haydi, o senin olsun!” diyerek Peygamberimiz (a.s.)a bağışlamış, Peygamberimiz (a.s.) da onu hemen azad etmişti.

Daha sonra, Peygamberimiz onu evlad edinmişti.[46]

Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Ali´yi Yanına Alıp Büyütüşü

Yüce Allah´ın Hz. Aliye olan nimetlerinden ve onun hakkında dilediği iyiliklerden birisi, Kureyşîlerin şiddetli bir kıtlığa ve açlığa uğradığı bir vasatta, Peygamberimiz (a.s.) in bakmak üzere onu yanına alarak büyütmesi olmuştur.

Ebu Talib Amcanın aile efradı kalabalıktı.

Peygamberimiz (a.s.), Hâşim oğullarının en zengini olan amcası Hz. Abbas´a gidip:

“EyAbbas! Biliyorsun ki, kardeşin Ebu Talib´in aile efradı çok kalabalıktır. Halk, şu gördüğün kıtlık ve açlık felaketine uğramış, kıvranıp duruyor. Haydi, Ebu Talib´in yanına gidelim de, kendisiyle konuşalım. Oğullarından birini ben yanıma alayım, birini de sen yanına al! Onun aile yükünü biraz hafifletelim! Çocuklarından ikisinin yükünü onun üzerinden almamız, yetişir!” dedi.

Hz. Abbas:

“Olur!” dedi.

İkisi birden kalkıp Ebu Talib´in yanına vardılar. Ona:

“Halkın içinde kıvrandığı kıtlık ve açlık sıkıntısı ortadan kalkıncaya kadar, biz senin aile efradından bir kısmını yanımıza alıp geçim yükünü hafifletmek istiyoruz!” dediler. Ebu Talib:

“Akîl´i, Talib´i bana bırakınız da, istediğinizi yapınız!” dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) Hz. Ali´yi, Hz. Abbas da Hz. Cafer´i yanına aldı.

Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.)ı peygamber olarak gönderinceye kadar, Hz. Ali Peygamberimiz (a.s.)ın yanında kaldı.[47]

Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Hatice´den Doğan Çocukları

Peygamberimiz (a.s.)ın, Hz. Hatice´den, iki erkek, dört kız çocuğu doğdu.[48]

Hz. Hatice´den ilk doğan erkek çocuğu, Hz. Kasım´dı ve Peygamberimiz (a.s.), ondan dolayı “Ebu´l-Kasım=Kasım´ın Babası” künyesini taşırdı.[49]

Hz. Kasım yürüdüğü,[50] iki yaşında bulunduğu sırada vefat etti.[51]

Peygamberimiz Aleyhisseiamın bütün çocuklarının doğum ebesi, Safiyye binti Abdulmuttalib´in cariyesi Selma Hatundu.[52]

Selma Hatun, Hz. Fâtıma´nın oğullarının da doğum ebesi idi.[53]

Peygamberimiz Aleyhisseiamın, İslâm devrinde Hz. Hatice´den ikinci erkek çocuğu doğup, kendisine Abdullah ismi verilmişti.

Hz. Abdullah, Tayyib ve Tahir diye de anı lirdi [54]

O da vefat ettikten sonra, Kureyş müşriklerinden Âs b. Vâil, Peygamberimiz için:

“Bırakınız onu! O, ebter, nesli devam etmeyecek bir adamdır! Ölünce, anılmaz olur![55] Siz de, artık ondan rahata kavuşursunuz!” dedi.[56]

Bunun üzerine, Yüce Allah, Kevser sûresini indirdi.[57]

Peygamberimiz Aleyhisseiamın oğlu Hz. Kasım´dan sonra Hz. Hatice´den ilk doğan kızı, Hz. Zeyneb idi.[58]

Hz. Zeyneb Peygamberimiz Aleyhisseiamın kızlarının en büyüğü idi.[59] Hz. Zeyneb doğduğu zaman, Peygamberimiz (a.s.) otuz yaşında bulunuyordu.[60]

Peygamberimiz Aleyhisseiamın, Hz. Zeyneb´den sonra, kızı Hz. Rukayye (Rukiyye) doğdu.[61] Hz. Rukayye doğduğu zaman, Peygamberimiz (a.s.) otuzüç yaşında idi.[62]

Hz. Rukayye´den sonra, Hz. Ümmü Külsûm doğdu.[63]

Hz. Ümmü Külsûm´dan sonra, Hz. Fâtıma doğdu.[64]

Hz. Fâtıma´nın doğumu, Kureyşlilerin Kabe´yi yeniden yaptıkları yıla rasflar.[65]

Bu da, Peygamberimiz (a.s.)a Peygamberlik gelmeden beş yıl önce olup.[66] o zaman Peygamberimiz (a.s.) otuzbeş yaşında bulunuyordu.[67]

Sahabe: Hz. Hatice (r.a.)

Posted in Hatice, Hazreti Hatice, Hz. Hatice, Hz. Hatice (r.a.), Hz.Hatice at 4:45 pm tarafından Alperen Türkü

Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s)’in temiz, iffetli ve yüce ahlâk sahibi olan hanımlarının ilki. O, Arapların en asil kavmi olan Kureyş kavminden ve Kureyş kavminin de, en asil, pak ailelerinden idi. Babası Huveylid, annesi Fâtıma’dır (İbn İshak, es-Sîre, Nesr. Muhammed Hamidullah, s. 60).

Hz. Hatice’nin baba tarafından soyu Kusay’da Peygamberimizin baba tarafından soyu ile birleştiği gibi, annesi tarafından da soyu yine Peygamberimizin baba tarafından dedesi olan Lüey’de bileşmektedir (M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, Mekke Devri, 96).

Hz. Hatice, ticaretle uğraşan zengin, haysiyetli, şerefli bir kadındı. Ücretle tuttuğu adamlarla Şam’a ticaret kervanları düzenlerdi. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in doğru sözlü, güzel ahlâklı ve son derece kendisine güvenilen bir insan olduğunu öğrenince, O’na ticaret ortaklığı önerdi. Hz. Muhammed (s.a.s) Hz. Hatice’nin bu teklifini kabul etti. Hz. Hatice O’nun başkanlığında bir ticaret kervanını Şam’a gönderdi. Aynı zamanda kölesi Meysere’yi de O’nunla beraber gönderdi. Meysere, yolculuk sırasında Hz. Muhammed (s.a.s.)’de harikulade hallere şâhid oldu. Gittikleri yerde, Peygamberimiz (s.a.s.) satacaklarını sattı ve alacaklarını da aldı. Ondan sonra geri döndüler. Hz. Hatice bu ticaret kervanından çok memnun oldu. Daha önce gönderdiği ticaret kervanlarına nazaran, bu sefer daha fazla kâr elde etti. Hz. Peygamber (s.a.s.) hakkında Meysere’yi de dinleyince, O’na olan itimadı ve sevgisi daha da arttı. O’na anlaştıkları ücretten fazlasını verdi ve Hz. Muhammed (s.a.s)’e evlenme teklifinde bulundu (İbn Ishak, a.g.e., 59).

Hz. Peygamber (s.a.s.) durumu amcası Ebu Talib’e anlattı. Ebu Talib Hz. Hatice’yi Hz. Muhammed (s.a.s.) için istedi. İki aile anlaştı. Düğünleri o zamanın örf ve adetlerine göre, Hz. Hatice’nin evinde yapıldı. Düğünde Ebû Talib ve Hz. Hatice’nin amcası Amr b. Esed birer konuşma yaptılar. İkisi de konuşmalarında hikmetli ifadelerde bulundular ve evlenecekler hakkında güzel şeyler söylediler. Ondan sonra misafirlere ikram yapıldı, yemekler yenildi. Ebû Talib nikâhlarını kıydı. Mehir olarak 500 dirhem altın tesbit edildi (İbn, Sa’d Tabakat, VIII, 9).

O zaman, rivâyetlerin ekseriyetine göre, Hz. Muhammed (s.a.s.) 25 ve Hz. Hatice 40 yaşında idiler. Aralarında 15 yaş fark vardı (İbn Hacer, el-İsâbe, 539). Bazı rivâyetlerde bu yaş farkının daha az olduğu kayıtlıdır.

Rasûlullah (s.a.s.)’ın evlendiği ilk kadın, Huveylid’in kızı Hatice’dir. Hz. Hatice ilk olarak Atik b. Aziz’le evlendi, ondan bir kızı oldu. Onun ölümünden sonra, Temimoğullarından Ebû Hale ile evlendi. Ondan da bir oğlu ve bir kızı oldu. Onun da ölümünde sonra, Rasûlullah (s.a.s.) ile evlendi (İbn İshak, a.g.e., 229).

Hz. Hatice’nin Rasûlullah (s.a.s.)’den Fâtıma, Ümmü Gülsüm, Zeyneb ve Rûkiyye adında dört kızı, Kâsım ve Abdullah adında da iki oğlu dünyaya geldi. Kelbî’nin rivâyet ettiğine göre, önce Zeynep, sonra Kâsım, sonra Ümmü Gülsüm, daha sonra Fâtıma, ondan sonra Rûkiyye ve en sonunda Abdullah dünyaya geldi. Ali b. Aziz el-Cürcânî de, Kâsım’ın Zeynep’ten daha önce doğduğunu nakletmiştir (İbn el-Esir, Usdü’l-Gâbe, I, 434).

Hz. Hatice(r.anha), Rasûlullah (s.a.s.)’e, Peygamberliğinden evvel son derece saygı gösterip onu mutlu ettiği gibi, Peygamberliği döneminde de, ona ilk inanan, onunla beraber namaz kılıp ona ilk cemaat olan kişi vasfını kazandı. Daima Hz. Muhammed (s.a.s.)’e destek oldu, ona moral verdi, son derece güzel davranış ve sözleri ile, onun başarılarına katkıda bulunmaya çalıştı.

Hz. Hatice, Rasûlullah (s.a.s.)’e (Allah kendisini Peygamberlikle şereflendirdiği zaman) teskin etmek için; “ey amca oğlu, beni melek geldiği zaman haberdar edebilir misin?” diye sordu. Resûlullah (s.a.s.); “evet” cevabını verdi. Bir gün Hatice’nin yanında iken, ona Cibril geldi ve; “Ey Hatice! İşte bu Cibril’dir, bana geldi” dedi. Hatice “Şu anda onu görüyor musun?” diye sordu. “Evet” karşılığını verdi. Hatice bu kez sağ tarafına oturmasını söyledi. Rasûlullah (s.a.s.) Hatice’nin sağ tarafına oturdu. Hz. Hatice; “Şimdi görüyor musun” sorusunu tekrarladı. Rasûlullah (s.a.s.) yine olumlu cevap verince, Hz. Hatice örtüsünü çıkarıp attı. O sırada Rasûlullah (s.a.s.)in hâlâ kucağında oturuyordu. “Onu, şimdi görüyor musun?” diye tekrar sordu. Rasûlullah (s.a.s.) bu kez “hayır” cevabını verince, Hz. Hatice; “Bu şeytan değil; bu kesinlikle melek, ey amca oğlu! Sebat et, seni müjdelerim” dedi (İbn İshâk, a.g.e., 114).

Hz. Hatice(r.anha), Allah’ın selâmına ve Rasûlullah (s.a.s.)’in övgüsüne nâil olacak derecede faziletli ve şerefli bir kadındı. O, imanda, sabırda, iffette, güzel ahlâkta, kısacası her yönü ile örnek olan bir anneydi. Rasûlullah (s.a.s.); “hristiyan kadınlarının en hayırlısı İmrân’ın kızı Meryem, müslüman kadınlarının en hayırlısı ise, Hüveylid’in kızı Hatice’dir” buyurdu. Bu konudaki diğer bir hadisinin meali şöyledir: ” Dünya ve âhirette değerli dört kadın vardır. İmran’ın kızı Meryem; Firavun’un karısı Asiye, Hüveylid’in kızı Hatice ve Muhammed (s.a.s.)’in kızı Fâtıma” (İbn İshak, a.g.e. s. 228).

Bir gün Cebrâil (a.s.) Rasûlullah (s.a.s.)’e gelerek şöyle buyurdu: “Hatice’ye Allah’ın selâmlarını söyle.” Rasûlullah (s.a.s.): “Ya Hatice, bu Cebrâil’dir, sana Allah’tan selam getirdi” deyince, Hz. Hatice, Allah’ın selamını büyük bir memnuniyetle kabul etti ve Cebrâil’e de iadei selâmda bulundu (İbn Hişâm, es-Sîre,, I, 257).

Allah’ın rızasını, yuvasının mutluluğunu, dünya ve âhiretin huzur ve saadetini düşünen bütün anneler için en güzel örneği teşkil eden Hz. Hatice (r.a.), nübüvvetin onuncu yılında, Ramazan ayında vefât etti ve Mekke’deki Hacun kabristanına defnedildi (M. Asım Köksal, a.g.e. s. 302).

Kaynak: http://www.guldemeti.com/sahabehaber/devami.asp?id=54

Şubat 8, 2008

Bir not

Posted in Hatice, Hazreti Hatice, Hz. Hatice, Hz. Hatice (r.a.), Hz.Hatice at 4:40 pm tarafından Alperen Türkü

Hz. Hatice (ra)nin Canı ve Malıyla Allah Yolunda Mücadele Etmesi

Ticaretle uğraşan zengin bir kişi olan Hz. Hatice validemiz (ra), Müslüman olduktan sonra dünyevi değerlerin peşinden gitmek yerine, bunları Allah’ın rızasını kazanma yolunda seve seve ortaya koymuş ve servetini İslam uğrunda harcayarak örnek bir ahlak sergilemiştir. Yüce Allahın Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur. (Tevbe Suresi, 111) ayetinin hükmü gereği, malını ve canını Allah yolunda seve seve vermeyi göze almıştır. Çünkü aklı ve basireti sayesinde dünya hayatında kazanılabilecek hiçbir menfaatin, sonsuz ahiret nimetleriyle kıyaslanamayacağını görebilmiştir.

Hz. Hatice (ra)nin İffetli, Onurlu ve Asil Karakteri

Hz. Hatice (ra)’nin iffeti ve vakarı İslamiyet’i kabul etmesinden önceki dönemde de dikkati çekmiş ve bu özellikleri nedeniyle o zamanlarda bile “Tâhire” (pak ve temiz kadın) lakabıyla anılmıştır. Kuşkusuz Hazreti Peygamberimiz (sav)in Hz. Hatice (ra)yi kendisine eş olarak seçmesinde bu üstün ahlakının ve asil karakterinin büyük payı olmuştur.

Yüce Allah bir Kuran ayetinde “Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin kusurlarınızı örteriz ve sizi ‘onurlu-üstün’ bir makama sokarız.” (Nisa Suresi, 31) ayetiyle, onuru, Kuran ahlakını yaşamada samimi bir çaba gösteren, Kendisi’nden gereği gibi korkup sakınan kimselere vereceğini bildirmiştir. Hz. Hatice (ra) de Allah’ın Kuran’da bildirdiği tüm sınırlara en güzel şekilde uyarak onur, vakar ve saygınlık kazanmıştır. İçinde yaşadığı Arap toplumundaki cahiliye kadınlarından, konuşmaları, hareketleri, yüzündeki ifadesi, bakışları ile ayrılmış, kendisinin iffetli ve vakarlı bir kadın olduğu hemen anlaşılmıştır. Bu, doğal bir asaleti, insani bir heybeti ve güvenilir bir kişiliği de beraberinde getirmiştir. Nitekim Allah, müminlerin bu özellikleriyle ‘tanındıklarına’ bir Kuran ayetinde “… Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir…” (Fetih Suresi, 29) ifadesiyle dikkat çekmiştir.

Kaynak: http://www.fatihdernegi.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=9262&start=0&postdays=0&postorder=asc&highlight= 

 

İlk Müslüman..

Posted in Hatice, Hazreti Hatice, Hz. Hatice, Hz. Hatice (r.a.), Hz.Hatice at 4:37 pm tarafından Alperen Türkü

İLK MÜSLÜMAN HZ. HATİCE
Kâinatın Efendisi Hazret-i Muhammed (a.s.m.), Hira’daki ulvî mazhariyetle İlâhî memuriyetini idrak etmiş ve kudsî risalet vazifesini yüklenmişti. Ancak bu ağır ve büyük vazifenin icabları vardı, onları yerine getirmek lazım geliyordu. Bunun ise, içinde bulunduğu cemiyette pek kolay olmayacağı kendisince muhakkak bilinen bir husustu.
O anda, Efendimiz tek başına bir tarafta, bütün dünya bir tarafta yer alıyordu. Ve o, umum dünyaya Allah’tan aldığı emirleri tebliğ edecekti. Elbette bu, basit bir hâdise olarak görülemezdi.
Allah Resûlü, dünyalar durdukça insanlığa nûr ve şeref olan vazifesine nereden ve nasıl başlaması gerektiğini de çok iyi hesaplıyordu.
Durumu evvela en yakını bulunan hanımı Hazret-i Hatice’ye anlattı. Hazreti Hatice, ona tereddütsüz sadakat elini uzattı ve ilk Müslüman olma şerefine kavuştu.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, bundan sonra, Hazret-i Hatice’ye, Cebrâil’den (a.s.) öğrendiği şekilde abdest aldırdı ve yine Cebrâil’den öğrendiği sûrette imam olarak şerefli zevcesine iki rek’at namaz kıldırdı.
Efendimizin kıldırdığı bu iki rek’at namaz163 imam olarak kıldığı ilk namazdır ve bir pazartesi gününün sonuna doğru kılınmıştır.164

163. Önceleri, namaz ikişer rek’âttan, iki vakit (bizim sabah ve akşam namazlarına yakın bir vakitte) olarak farz kılınmıştı. Daha sonra buna gece namazı da (Teheccüd) ilâve olundu. Mi’râc’da vaktin beş vakit olarak tayin edilmesinden sonra, gece namazı farzı, ümmet için nafileye çevrildi. Ancak Resûl-ü Ekrem Efendimize farz olmakta devam etti.
164. Tahirü’l-Mevlevî, Müslümanlıkta İbâdet Tarihi: 25

Hz. Hatice Validemiz

Posted in Hatice, Hazreti Hatice, Hz. Hatice, Hz. Hatice (r.a.), Hz.Hatice at 4:35 pm tarafından Alperen Türkü

“Selam olsun sana, ey mü’minlerin anası. Selam olsun sana, ey Resullerin efendisinin zevcesi. Selam olsun sana, ey dünya kadınlarının efendisi olan Fâtımet-üz Zehrâ’nın anası. Selam olsun sana, ey ilk iman eden kadın. Selam olsun sana, ey malını, servetini Seyyid-ül Enbiyâ’nın yardımında sarfeden, ona elinden gelen hiçbir yardımı esirgemeyen ve düşmanlar karşısında onu müdâfaa eden. Ey Cebrâil’in kendisine selam verdiği ve yüce Allah’tan kendisine selam getirdiği kimse. Ne mutlu sana Allah’ın verdiği fazl-u ihsandan dolayı. Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun.”

Büyük İslâm kadını, mü’minlerin anası, Allah Resulü’nün (s.a.v) değerli zevcesi Hz. Hatice (r.a) hicretten 68 yıl önce, asil bir âilede dünyaya geldi. Babası Huveylid, Kureyş’in büyüklerinden ve servet sahibi birisiydi. Annesi Fâtıma ise Mekke’nin tanınmış ve iffetli kadınlarından sayılırdı.

Cahiliyet zamanında yaşamalarına rağmen böyle değerli âilede yetişen Hz. Hatice, öylesine şeref, haysiyet, iffet ve temizlik dolu bir hayat yaşıyordu ki toplum içerisinde “Tâhira” (temiz) diye meşhur olmuştu. Halbuki nefsânî heveslerini ve şeytanî arzularını gerçekleştirmesi için her türlü maddî imkana sahip idi.

O, hatta Müslüman olmadan önce dahi, insanın değer ve üstünlüğünü paraya-pula, dünya malına, ırka, makama değil, onda bulunan güzel sıfatlara, insanî ve ahlakî değerlere bağlıyordu. O gün Mekke’nin en zengin, en ileri gelen şahsiyetlerinin (Ebu Süfyan, Ebu Cehil, Akabe b. Ebi Muayt gibi) evlenme tekliflerini reddetmiş ve gözü sürekli fazilet, insanlık, dürüstlük, sadâkat vb. sıfatlara süslenmiş birisini aramış ve Allah Resulü’nü tanıyıncaya kadar başka birisiyle evlenmeye gönlü rıza göstermemişti. Fakat Resulü Ekrem’le tanıştıktan sonra, Hazret’in fakirlik ve öksüzlüğüne bakmamış, bizzat kendisi evlilik teklifinde bulunmuştu.

Hz. Hatice’nin bir başka özelliği ise o değerli insanın nedenli akıllı, basiret ve dirayet sahibi oluşudur. Öyle ki babasını cahiliyet zamanında meydana gelen “Ficar” harbinde kaybetmesinin ardından, babasından kalan serveti büyük bir dirayet ve basiretle ticarete atmış ve gün geçtikçe servetini artırmış ve Mekke’nin en önde gelen zenginleri arasına girmişti.

Tarih Hz. Hatice’nin serveti hakkında şöyle diyor: “Onun sadece ticaret yaptığı mallarını 80 bin deve taşıyordu. Dört yüz hizmetçi onun ticaret ve sair işlerini yürütmekle görevliydi.”
Bu servete sahip olan Hz. Hatice fakirlere, düşkünlere yardım etmeği de ihmal etmemiş ve bu adetini Resulullah’la evlendikten sonra da devam ettirmişti.”

Evet, küçük bir malını kaybetmekle dünyaları yıkılan veya başkalarına en ufak bir şey verirken canları çıkan, çoğu insanların tam aksine Hz. Hatice bütün servetini Hz. Resulullah’ın ayağına dökmüş ve onun yüce hedefi için sadece kendi servetini değil, canını dahi adamıştı ve o yüce hedef uğruna bütün çilelere severek katlanmıştı.

Hz. Hatice uzun yıllar beklemiş ve bütün Kureyş kabilelerinin büyüklerini reddederek Resulullah gibi manevi değerlerle donatılmış birisini aramış ve karşılaşınca da bizzat kendisi evlenme teklifinde bulunmuştur. Öte yandan Allah Resulü de Hz. Hatice kendisinden bir hayli yaşlı olmasına rağmen, onda gördüğü fazilet, iffet ve insanî değerlerden dolayı onun evlilik teklifine seve-seve olumlu cevap vermiş ve evlenmişti.

Bazı batılı yazarlar, İslam’a ve Resulullah’a olan düşmanlıklarından dolayı, Allah Resulü’nün Hz. Hatice’nin servetinden dolayı onunla evlendiği ortaya sürmüşlerdir. Halbuki Resulullah’ın hayatını az da olsa araştıranlar biliyorlar ki Resulullah’ın asla değer vermediği şeylerden birisi de dünya malı idi.

Kaldı ki evlenme teklifinde bulunan, bizzat Hz. Hatice’nin kendisi idi, Resulullah (s.a.v) değil. Sonra Resul-i Ekrem’in evlendikten sonra Hz. Hatice’ye gösterdiği sevgi muhabbet ve saygı (ki bu Hz. Hatice’nin ölümünden sonra bile bütün sıcaklığıyla devam etmiş ve hatta bu durum bazı diğer hanımlarının kıskançlık duygularını kabartmış ve Resulullah’a itirazda bulunmuşlardı) en açık şekilde Allah Resulü’nün Hz. Hatice’nin serveti değil, fazilet ve insanî değerlerinden dolayı onunla evlendiğini gösteriyor. Evlendikten sonra dahi Hz. Hatice, gönüllü olarak servetini İslâm yoluna harcamış ve hiçbir zaman Resulullah bu konuda bir teklifte bulunmamıştı. Nitekim bu servetin hepsi İslâmî hedefler uğruna harcanmış ve kendilerine hiçbir şeyi biriktirmemişlerdi.

Şimdi tekrar Hz. Hatice’yle Resul-i Ekrem’in (s.a.v) evlenme olayına dönelim. Önce de dediğimiz gibi, bu iki büyük şahsiyeti birbirine yakınlaştıran ve hayatlarını birleştirmelerine vesile olan şey, asla maddî değil, tamamıyla manevî ve İlahî sâiklerden ibaretti. Şimdi bu iddiamızı kanıtlayan delillerden sadece bir kaçını sizlere aktarmakla yetineceğiz:

1- Hz. Hatice’nin kölesi olan ve Hz. Muhammed’le (s.a.v) ticaret seferine çıkan Meysere isimli zat, yolculuk esnasında Kureyş Emini’nde gördüğü kerametleri ve Şam rahibinden onun hakkında duyduğu sözleri Hatice’ye anlatırken Hz. Muhammed’e karşı içinde aşırı bir sevgi duyarak şöyle diyordu: “Yeter artık Meysere! Muhammed’e karşı sevgimi iki kat artırdın; git seni azâd ettim; karın da senin olsun; ayrıca iki yüz dirhem, iki at ve bir kıymetli elbiseyi sana bağışladım.” Ondan sonra Meysere’den duyduklarını Arap bilgini Varaka b. Nevfel’e anlatıyor; Nevfel de: “Bu kerametlerin sahibi Arabî Peygamber’dir” diyordu.

2- Bir gün Hz. Hatice evinde oturmuş, cariye ve köleleri etrafını sarmıştı. Bir Yahudi âlimi de o mecliste bulunuyordu. Bu sırada Kureyş genci (Hz. Muhammed (s.a.v) ) Hatice’nin evinin yanından geçiyordu. Yahudî âliminin gözü Peygamber’e ilişti. Peygamber’den birkaç dakikalığına meclise katılmasını istedi. Resul-i Ekrem (s.a.v) Yahudî âliminin ricası üzerine meclise katıldı. Hz. Hatice Yahudî âlimine dönerek şöyle dedi: “Eğer onun amcaları senin bu soruşturma ve teftişlerinden haberdar olurlarsa, kuşkulanır ve kötü bir tepki gösterirler; çünkü onlar yeğenleri hususunda Yahudîlerden korkuyorlar.” Yahudî âlimi bu sözleri duyunca “Sen ne diyorsun? Muhammed’e kim zarar verebilir? Oysa Allah onu, nübüvvetin hatmi ve halkın hidâyeti için seçmiştir” dedi. Hatice, “Onun böyle bir makama erişeceğinin delili nedir?” diye sorunca, o şu cevabı verdi: “Ben ahir-üz zaman peygamberinin alametlerini Tevrat’ta okumuşum. Onun alametlerinden bazıları şöyledir: Onun babası ve annesi ölür; ceddi ve amcası onu himayeleri altına alırlar. O Kureyş’ten bir kadınla evlenir.” Sonra Hatice’ye dönerek şöyle dedi: “Ne mutlu onun eşi olma iftiharını elde eden kadına!”

3- Arap bilginlerinden olan Hatice’nin amcazadesi Varaka’nın Ahdeyn (Tevrat ve İncil) kitapları hakkında çok bilgisi vardı. Varaka defalarca şöyle demişti: “Kureyş’ten bir kişi, Allah tarafından insanları hidayet etmek için görevlendirilecek ve Kureyş’in zengin kadınlarından biriyle evlenecektir.” Hatice de Kureyş’in zengin kadınlarından olduğu için Varaka ara sıra ona, “Bir gün gelir ki yeryüzünün en üstün, en şerefli erkeğiyle evlenirsin” diyordu.

4- Bir gece Hz. Hatice rüyasında güneşin Mekke üzerinde döndüğünü ve yavaş yavaş aşağı inerek onun evine girdiğini gördü. Rüyasını Varaka’ya anlattı. Varaka onun rüyasını şöyle tabir etti: “Şöhreti âlemi tutacak büyük birisiyle evleneceksin.”

İşte bütün bunlar ve Allah Resulü’nün harikulade şahsiyeti ve manevî faziletleri, Hz. Hatice’nin yıllardır düşlediği ve o yaşa kadar beklediği yegâne insanı ona tanıtmıştı. Hz. Hatice, bilahare Hz Muhammed (s.a.v) ile evlenmeye karar vererek, bir vasıtayla bu arzusunu ona bildirdi. Resul-i Ekrem de, onda olan değerleri, onun fazilet, iffet ve dirayetini bildiği için bu isteğine olumlu cevap verdi.
Evlenmenin nasıl gerçekleştiği hakkında tarihçiler şöyle yazıyorlar: Hz. Hatice’nin bizzat kendisi bu evliliğe meyilli olduğunu açıklayarak şöyle demişti: “Amca oğlu! Ben senin kendi kavmin arasında olan izzet ve azametin, doğruluğun emanettarlığın ve güzel huyun için seninle evlenmek istiyorum.” Kureyş’in Emini de ona şöyle cevap vermişti: Amcalarıma haber verip onlara danışmam gerekir.” Bu bazı tarihçilerin yazdığıdır. Fakat tarihçilerin çoğu Hz. Hatice’nin mesajını Aliyye kızı Nefise’nin şu şekilde Peygamber’e ulaştırdığını yazıyorlar:

“Ya Muhammed! Niçin hayatını temiz bir eşle aydınlatmıyorsun? Eğer seni güzelliğe servete, şerâfet ve izzete davet edersem kabul eder misin? Peygamber: “Kimi kastediyorsun?” deyince, “Hatice’yi” diye cevap verdi. Peygamber şöyle buyurdu: “Hatice bu işe razı olur mu? Onunla aramızda çok fark vardır! Nefise, “Ben onu razı ederim; yeter ki sen bir vakit tayin et de Hatice’nin vekili Amr b. Esed ile senin akrabaların bir araya toplansınlar ve nikah merasimini yerine getirsinler” dedi.

Resul-i Ekrem bu hususta değerli amcası Ebu Talib’e danıştıktan sonra, Kureyş büyüklerinin de katıldığı görkemli bir toplantı düzenlendi. Önce Ebu Talip Allah’a hamd ü senâyla başlayan bir hutbe okuyarak yeğenini tanıttı. Ardından Hatice’nin akrabalarından olan Varaka b. Nevfel de bir hutbe okuyarak Hz. Muhammed’in ve kavminin üstünlük ve fazlını itiraf edip bu evliliğe razı olduklarını ilan etti. Nikah akdi okundu ve mihriye olarak dört yüz dinar veya bazı rivayetlere göre yirmi deve tayin edildi ve böylece izzet, fazilet ve saâdet dolu bir hayatın temeli atılmış oldu.

Bu mübârek evlilik takriben 15 yıl sürdü ve Hz. Hatice 65 yaşında iken gözlerini dünyaya kapadı ve şeref, izzet ve iftihâr dolu bir hayatı geride bıraktı. Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v), Hz. Hatice hayatta olduğu müddetçe başka biriyle evlenmemiş ve ona olan sonsuz saygı ve muhabbetini böylece ortaya koymuştu.

Hz. Hatice, Resul-i Ekrem (s.a.v) peygamberliğe seçilir seçilmez ona iman etmiş ve böylece ilk Müslüman kadın olma iftiharını da diğer iftiharlarına eklemişti. O yüce kadın, Allah Resulü’ne (s.a.v) iman ettikten sonra dâima Resulullah’ın yanında olmuş ve bu büyük görevinde var gücüyle ona yardımcı olmaya çalışmıştı. Bu doğrultuda bütün kınamalara, bütün çilelere, işkencelere katlanmış ve uzun müddet Mekke’de ilk Müslüman olan erkek Hz. Ali ile birlikte tek başlarına Resulullah’ın yanında yer alarak, onunla birlikte müşriklerin gözü önünde Mescid-ül Haram’da namaza durmuş ve bütün bir küfür ve şirk cephesine karşı durmuşlardı.
Hz. Hatice’nin bir başka özelliği, Allah Resulü’nün mübarek neslinin ondan devam etmesidir. Zira Hz. Mâriye hariç (ki onun oğlu İbrâhim küçük yaşta vefat etmiştir) diğer hanımlarının hiçbirisinin çocuğu olmamıştır.

Evet Hz. Hatice, Fâtıma gibi bir evladı dünyaya getirme saadetine nâil olmuş ve Resulullah’ın mübarek nesli kendisinden devam etmiştir…
Burada Hz. Hatice’nin makam ve faziletinin daha iyi anlaşılması için Resulullah’ın bazı hadislerini nakletmeği uygun buluyoruz:

Bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Hatice cennetin faziletli kadınlarındandır.” Hz. Ali den şöyle nakledilmiştir: “Resulullah (s.a.v) bir gün hanımlarının yanında Hatice’den söz ederek ağladı. Bunu kıskanan Hz. Âişe: “Beni Esed’in şu kırmızı, ihtiyar kadınının neyine ağlıyorsun? Allah sana daha genç birisini nasip etmemiş mi?” diye itirazda bulundu. Allah Resulü buna çok rahatsız oldu ve şöyle buyurdu: “Hayır Allah’a andolsun ki, Hatice’den daha iyisini bana nasip etmemiştir. O, korku ve buhran dolu bir zamanda bana iman etti ve İslâm yolunda her türlü fedakarlıktan ve bana yardımdan geri durmadı.”

Yine şöyle buyurmuştur: “Allah’a andolsun ki, Allah bana Hatice’den daha iyisini nasip etmemiştir; her kes beni inkar ettiği sırada, o bana iman etti. Her kes beni yalanladığı zaman, o beni tasdik etti. İnsanlar beni mallarından mahrum bıraktıkları sırada, o, kendi servetiyle benim yardımıma koştu. Allah, ondan bana evlat nasip etti.”

Evet Allah Resulü Hz. Hatice’yi vefatından sonra da hiçbir zaman unutmaz ve hatta Hatice’nin dostları ve arkadaşlarına dahi fevkalade saygı gösterir ve sürekli onlara hediyeler gönderir ve iyilikte bulunurdu.
Hz. Hatice’ye fazilet ve üstünlük olarak bu yeter ki Allah-u Teâla Cebrail (a.s) vasıtasıyla ona selam gönderiyordu.

Evet Allah Resulü’nün gözünde böyle yüce bir makam ve değer sahibi olan ve onun en büyük yardımcılarından sayılan birisinin, ayrılığı ve vefatı da pek tabiidir ki onun derinden yaralanmasına ve üzülmesine neden olsun. Nitekim de öyle olmuş ve Resulullah (s.a.v) Hz. Hatice ile birlikte, diğer büyük hâmisi olan amcası Ebu Talib’i de aynı yılda kaybedince o yıl “Hüzün Yılı” diye adlandırılmıştır.
Artık iki büyük hamî, âhiret yurduna göçmüş, ama her biri yerine bir diğer hâmiyi bırakıp gitmişlerdi. Ebu Talip oğlu Hz. Ali’yi ve Hatice kızı Hz. Fatıma’yı. Artık bu görev onların omuzlarına ağırlık etmekteydi.

Allah Resulü hastalanıp ölüm döşeğine düşen Hz. Hatice’nin başucuna gelip onu şöyle müjdelemişti: “Ey Hatice, sevin ki Allah seni İmran kızı Meryem ve Firavun’un zevcesi Asiye’yle eşit kılmıştır.”

Evet Hz. Hatice, hayatının bütün yönleriyle, iffeti, hayası, takvâ ve temizliği, ibâdet ve itâati, fedakarlık ve dünyaya meyilsizliği, kocasına olan itâat ve teslimiyeti ve Allah yolunda ona yardımıyla ve bilahare yetiştirdiği evlatlarıyla bizler için büyük örnektir.

Kaynak: http://www.kudusyolu.com/index.php?adres=kadin&dil=tr&id=2 

Ya! Hz. Hatice

Posted in Hatice, Hazreti Hatice, Hz. Hatice, Hz. Hatice (r.a.), Hz.Hatice, Uncategorized at 4:14 pm tarafından Alperen Türkü

Senin beldene yoluna geldim.
Uzaktan sana niyâz gönderdim.
Kapına varmayı ne çok isterdim.
Garibim, yalnızım sana muhtacım.

Gel desen bütün yollar açılır…
Bu garib gönlüm uçar sevinir…
Senin kapında kaleler, cariyeler sevilir.
Yoluna kurban olduğum bizi de çağır.

Bilirim yüzüm yok ki istemeye…
Başka nereye gideyim ki affet diye!
Anam affet ne olur bas bağrına diye!
Umarım hep umacağım hep Anam diye…

Cennet-ül Muallâ’nın Sultan Ana’sı
Dertlilerin çaresizlerin barınağı
Komşuları, dostların kulların en iyisi
Bizi bırakma ne olur! Anaların Ana’sı

Tut elimden anam tavaf edelim.
Sensiz tutmuyor ne ayağım ne elim.
Sensiz söylemiyor tutuk dillerim.
Affet deyu hep yolun gözlerim.
Sensiz bu illerde neylerim kime giderim.

Rabbimin nazlısı Habibinin gülüsün…
Bizim için niyâz eyle Allah’a affetsin!
Bizi Habibine ümmet eylesin!
Bizleri kölelikten kurtar Anam amansın!

Hepimiz köle pazarında, cariyeler köleleriz!
Denize düşmüş yüzme bilmeyenlerdeniz!
Aman simidini at! Çek diye bekleriz!
Ne olur hiç bırakma biz sensiz neyleriz?
Aman Ya! Hz. Hatice Annemiz…

Kaynak: http://www.schens.com/oku.asp?id=157 

Sonraki sayfa

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.